(N)İSYAN « Siirt'te Net

SON DAKİKA

(N)İSYAN

Bu biyografi 08 Aralık 2016 - 15:23 'de eklendi ve 14 views kez görüntülendi.

Hayat teselli bulmaktır diyor, bir doğu klasiği. Kemal Sayar kitaplarından birini bu sözle yayımlıyor. Ne güzel bir söz. Hayatın faniliğini özetliyor sanki. Zira fani olan hayat hakiki hayata inkılâp edene dek insanoğlunun teselli bulmasını özetliyor adeta. Hayat teselli bulmaksa madem bu teselli nefsin arzuları, boş heva ve hevesleri uğrunda olmamalıdır.

 

Zira hayatın faniliğini anlamış bir insan hayat teselli bulmaktır diyorsa o vakit hayatı gerçeğe inkılâp ettirene dek ‘dünya ahretin tarlasıdır’ sırrınca tarlayı gereği gibi ekme gayretinde olmalıdır.
Hayat teselli bulmaktır hakikaten. Bir de şöyle bir yönü vardır bu tesellinin: Sevdiğinin peşinden bir daha ve ebedi olmak üzere buluşmak arzu ve ümidiyle teselli bulmaktır. İnsan en sevdiğini kaybedince şöyle mırıldanır; daha dün gibiydi seninle gülüşümüz… Ve bir dizi anılar defteri… Ve hayıflanmalar, yakınmalar, pişmanlıklar… Sonra bir teselli muştusu sarar yüreği; bir kere daha…

 

Bekle ve gör…
Yaşarken de şöyle bir arzusu olur insanın. Eşler birbirlerine, anne baba evlatlarına ya da evlatlar anne ve babasına şöyle mırıldanır; Allah bana senin acını yaşatmasın! Bu cümleyi her duyduğumda içten bir tebessüm sarar beni… Ve içim bir garip titrer… Sonra bir gerçek, kor gibi düşer zihnime. Ve düşünce yumağına bürünürüm. Hakikati anlar teselli bulurum. Zira iki insandan biri illa ki diğerinin acısını tadacaktır.

 

Öyleyse niye böyle bir istekte bulunur insanoğlu? Ah insanoğlu! İçindeki sonsuzluk arzusu hiçbir zaman yok olmayı, ölmeyi diline almaz, yakıştıramaz bunu kendine ve gücüne gider bunca şeyi arkada bırakmak! Hep bu yüzdendir böyle teselliler bulmak. Allah’ım n’olur onun acısını bana yaşatma diye yakarışlarda bulunur.

 

Lakin kendisi de iyi bilir ki insan hayat gereği illa ki sevdiğinin acısını yaşar. Veya kendisinin ölümüyle sevdiklerine bu acıyı yaşatır. Ama buna rağmen kalbini teskin etme babında böyle teselliler bulmaya çalışır.

 

Bundan vazgeçemez insanoğlu.
Benim çok garibime gider bilir misiniz?
Ölümün olduğunu bildiği halde insanoğlu nasıl da hiç durmadan çalışır diye bazen düşününce, düşünceler yumağından çıkamaz olurum. Yaşadığım örnekleri düşünüyorum da sevdiğimizin ölümünden sonra en fazla bir hafta…

Ve sonra yine hayata kaldığımız yerden devam…
Ah nisyan!
Kimi zaman felaketken kimi zaman da nimete dönüşüyor, tıpkı burada olduğu gibi…
Allah nisyan denen letaifi bahşetmeseydi insanoğluna sanırım sevdiğinin peşinden ağlamaktan çatlayarak ölürdü. Ne büyük nimete bürünüyor nisyan duygusu burada. Nisyan olmasaydı unutabilir miydi acep bir ölümü ya da ölümleri insan… Her ölümde kendisi de ölürdü eminim. Hatta her gün ölür yeniden dirilirdi. Tabi buna dirilmek denirse. Zira yaşayan bir ölüye dönüşecekti  insanoğlu.

 

Bütün bütün hayattan el ayak çekmiş hüzün mevsiminden hiç çıkmayan bir kişilik yapısına bürünmüş karamsar ruh olacaktı insan. Ve işte tam burada ince bir çizgi devreye girer sadece bir harf ile dengeler değişir. Nisyan isyana dönüşebilir. Çünkü kabullenememekten dolayı isyana kadar da gidebilir bu iftirak ateşi. Kulun isyanı da Allah’ın gazabına inkılâp edebilir. Şükür ki nisyan var!
Lakin bu nisyan farklı mevzularda insanı boşluğa düşürebiliyor. Düşünün ki Allah’ı unutmuş biri ne etsin ki hayatın bütün cilvelerini. Bediüzzamanın deyimiyle, Onu bilen O’nu tanıyan zindanlarda dahi olsa saraylardadır bahtiyardır, O’nu bilmeyen O’nu tanımayan saraylarda dahi olsa zindanlardadır bedbahttır!

 

Fazla söze ne hacet tablo düştü aşikâre… Ve şunu anladım sonra, Hiçbir şey gereksiz değilmiş…

 

Mürsel DEMİR

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

KONUŞURKEN HEPİMİZ BİRER ÖMER GİBİYİZ!

Öyle bir zamanda diliminde yaşamaktayız ki.. Ne Ömer'in adaleti , Ne Yakub'un Sabrı , ne de Yusuf'un güzelliğinin izleri var hayatımızda.. İçimiz kararmış, kalbimiz kurumuş, gecelerimizden yıldızlar alınmış, gözlerimizdeki yaşlarımız bitmiş, derin ve hüzünlü bir hayatın içerisinde ömür tüketir olmuşuz. Bizi böylesine değiştiren zaman mı? yoksa bizler mi? kalplerimize kilit vurduk kestiremiyorum açıkçası.. Ama bütün bu hengamenin içinde hiç birimizin düşünemeyeceği bir gerçek var ki! İçimizde büyük bir vicdansızlığın, bencilliğin en uç noktasına gelmiş, merhamet duygumuzu, iyilik yapmayı, adaletli davranmayı, hak hukuk bilmeyi unutup hepsini dünya malına kurban etmişiz. Lakin konuşurken hepimiz birer Ömer gibiyiz , günahsız ve ada…

KEPENK İNDİREN İŞ YERLERİ VE ESNAFIN DURUMU!

Koronavirüs pandemisi yüzünden kapatılan, kapanan ve iflas eden iş yerlerinin haddi hesabı yok! Zaten ekonomik kriz vardı, koronavirüs pandemisi tuz-biber ekti. Her ne kadar ekonomik kriz yok denilse bile piyasada yaşanan durum ortadadır. İflas edenler, işçi çıkaranlar, işleri dönmediği için kepenk indirenler ve işleri bozulduğu için ödeme güçlerini kaybeden şirketlere her gün yenileri eklenmekte. Esnaflar açısından yaşanan durumun vahameti karşısında TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu) Genel Başkanı Sayın Bendevi Palandöken, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup göndererek esnafların sıkıntısını dile getirerek taleplerde bulundu. “Esnaf darda, ayakta zor duruyor. Borç ertelemesi ve nakit desteği şart” diyen Palandöken…

ÖZEL ASEMA HASTANESİ DEĞERLENDİRİLMELİ

Corona virüs salgını bir türlü önlenemiyor. Günlük pozitif  çıkan test sayısının ortalama 50 yi bulduğu dile getiriliyor. Bunların yüzdelik olarak çok az bir kısmının bile yatarak tedavi olması gerektiğinde mevcut hastanelerimizin buna cevap verebilmesi mümkün değil. Nitekim her üç hastanede doluluk oranı %100 e yaklaşmış durumda. Bunun yanı sıra üç hastanede de corona virüs hastalarının tedavilerinin sürdürülmesi diğer hastalıklara muzdarip vatandaşların tedavilerini aksatıyor. Devlet ve iki özel hastaneye diğer  hastalıklar nedeniyle başvuranların sayısı oldukça azalmış durumda.Vatandaş zorunlu olmadıkça hastanelere gitmiyor.Hatta rutin kontrolleri olan vatandaşlar bile bunları ertelemek zorunda kalıyorlar. Bu zorlukları bertaraf edebilmek am…

BİR BAKANIN GEZİSİ VE BELEDİYEYE İŞÇİ ALIMI

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ilimizi ziyaret etti. Hem de bir bakan için oldukça uzun sayılabilecek bir ziyaretti. Neredeyse tam 24 saati bulan bir ziyaret. Bakanların ziyaretleri Siirt ölçekli küçük iller için büyük bir önem taşır. Özellikle valilik ve parti teşkilatı açısından önemi çok fazladır. Çok kısıtlı imkan ve personelle her şeyin bir saat  gibi dakik ve sorunsuz bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Bu da büyük bir emek ve bir planlama gerektiriyor. Bunu ben Valilik Basın ve Halkla  İlişkiler Koordinatörü olarak görev yaptığım yıllardan bilirim.Yoğun bir hazırlık yapardık.Her şeyi en ince teferruatına kadar düşünürdük.Çünkü beklenmedik bir sorun, bir aksama her şeyden önce moralleri bozacağı gibi  ilin vali ve il ba…

ANORMALLEŞMEYELİM!

Coronavirüs belası nedeniyle öngörülen önlemler arasında yer alan kısıtlamalara son vermeye yönelik normalleşme sürecine start verilirken sosyal mesafe, maske takma ve temizlik kurallarına riayet edilmediği taktirde, daha sert kısıtlamalara gidilebileceğine sürekli olarak dikkat çekildiği halde, vakalar için yapılan bilgilendirmeler, hedeflenen normalleşmenin uyarılara kulak verilmediğinden anormalleşmeye dönüştüğü gözlemleniyor. 14 Haziran'da vaka sayısının 1562'ye ulaştığının açıklanması endişe vericidir ve Sağlık Bakanımız başta olmak üzere Bilim Kurulu'nun bazı üyeleri de uyarılarını sürdürüyorlar. Vaka sayılarındaki artışın nedeni öngörülen kurallara riayet etmemek olduğuna göre bir an önce dile getirilen uyarılara uymanın dışında bir …

YİNE SALLANDIK!

Ülkemizin deprem gerçeğini, ancak sallandığımız zaman hatırlıyor ve sallantı geçtikten sonra akan yıllar içinde değişik yörelerimizde meydana gelen doğal afet esnasında yitirdiğimiz canları ve ekonomimizin uğradığı kayıpları toplum olarak unutsak da hayatlarını kaybedenlerin yakınlarındaki derin hüzün devam ediyor yine de... Bir deprem esnasında; eşini, çocuğunu, annesini, babasını, kardeşini kaybedenler, aradan uzun yıllar geçse de büyük acılarını atamazlar içlerinden ve ilimizde bu afetler sonucu yakınlarını kaybedenlerle bir araya geldiğimde tanık olmaktayım her zaman... Ülkemiz her noktasında deprem riski altındadır ve yıllardır bu gerçeğin bilinmesine rağmen meydana gelme olasılığı bulunan depremlerde can kaybının asgari düzeyde kalmasın…

GÜNLÜK HABER AKIŞI

SON DAKİKA HABERLERİ