BIST 100
14.079,97 -0,09%
DOLAR
47,0296 0,00%
EURO
53,9376 0,42%
GRAM ALTIN
6.128,06 0,01%
FAİZ
41,24 0,76%
GÜMÜŞ GRAM
87,26 -1,72%
BITCOIN
64.929,00 0,62%
GBP/TRY
63,6918 1,13%
EUR/USD
1,1464 0,39%
BRENT
85,84 1,31%
ÇEYREK ALTIN
10.019,37 0,01%
Siirt Açık
Siirt hava durumu
28 °
Reklam

Ekran Arasından Kayan Hayatlar

Bir zamanlar insan, dünyayı gözleriyle okurdu. Pencereden sokağa bakar, yüzlerden hikâyeler çıkarır, sessizlikten anlam devşirirdi. Şimdi ise dünya, parmak uçlarımızın arasında sürekli akıp giden bir görüntü yığınına dönüşmüş durumda. Artık bakmak, görmek ve hatta anlamak bile bir “kaydırma hareketine” indirgenmiş gibidir. İnsan, dünyayı temas ederek değil; temas etmeden tüketerek deneyimlemektedir.

Reklam
ea9ecc27-f3ec-4ad0-a7dd-925f60b5bbb8
Reklam

Bu yeni gerçeklikte hayat, giderek bir gösteri biçimi kazanmıştır. Sokaklar, evler, insanlar ve hatta en mahrem anlar bile görünürlük rejiminin parçası hâline gelmiştir. Her şeyin sergilenebilir olduğu bir çağda, görünmeyen neredeyse hiçbir şey kalmamıştır. Fakat paradoks tam da burada başlar: Her şeyin görünür olduğu bir dünyada, anlam giderek görünmezleşmektedir.

Bir ekranın içinde akan hayatlar, çoğu zaman gerçekliğin kendisi değil, onun seçilmiş, düzenlenmiş ve yeniden kurgulanmış hâlleridir. İnsanlar gülümser; seyahat eder, üretir, paylaşır. Fakat bu görüntülerin ardında çoğu zaman başka bir gerçeklik, daha sessiz ve daha kırılgan bir yaşam vardır. Böylece modern birey, hem başkalarının hayatına tanık olur hem de kendi hayatını sürekli bir kıyaslama rejimi içinde yeniden değerlendirir.

Guy Debord'un işaret ettiği "gösteri toplumu", bugün belki de en saf hâline ulaşmıştır. Artık gösteri yalnızca medya aracılığıyla değil, bizzat bireylerin kendileri tarafından üretilmektedir. İnsan, hem seyirci hem de sahnedir.

Kendini izler, kendini düzenler, kendini sunar. Böylece yaşam, yaşanan bir süreç olmaktan çıkar; sürekli yeniden üretilen bir temsile dönüşür.

Jean Baudrillard'ın simülasyon düşüncesi bu noktada daha da belirginleşir.

Çünkü dijital çağda karşılaştığımız şey, çoğu zaman gerçekliğin kendisi değil, onun gerçeklik etkisi yaratan kopyalarıdır. Bu kopyalar, zamanla asıl deneyimin yerini alır. Bir gün batımını yaşamak yerine onu kaydeder, bir anı hissetmek yerine onu arşivler, bir karşılaşmayı yaşamak yerine onu paylaşır hâle geliriz.

Zygmunt Bauman'ın "akışkan modernite" kavramı ise bu görüntü çağının toplumsal zeminini açıklar. Bağlar artık kalıcı değil, geçicidir. İlişkiler hızla kurulur ve aynı hızla çözülür. Kimlikler sabit değil, sürekli yeniden inşa edilen yapılardır. Bu akışkanlık içinde insan, bir yandan sürekli bağlı görünürken diğer yandan derin bir kopukluk deneyimler.

Erving Goffman'ın gündelik yaşamda benliğin sunumu yaklaşımı, dijital çağda evrensel bir davranış biçimine dönüşmüştür. Her birey, kendi sahnesinin yönetmenidir. Böylece benlik, doğal bir varoluş olmaktan çıkar; sürekli düzenlenen bir performans hâlini alır.

Oysa hayat, ekranların sunduğu akıştan çok daha ağır, daha sessiz ve daha derindir. Bir çocuğun elini tutmak, bir dostla susabilmek, bir kitabın içinde kaybolmak ya da sadece düşüncelere dalmak; hiçbir algoritmanın ölçmeyeceği kadar gerçek deneyimlerdir.

Bugün asıl mesele teknolojiyi reddetmek değil; onun içinde kaybolmadan kalabilmektir. Çünkü ekranlar hayatı göstermeye devam edecek, fakat yaşam onların dışında da akmayı sürdürecektir.

Ekran arasından kayan hayatlar, yalnızca başkalarına ait değildir. Eğer fark etmezsek, bizim hayatlarımız da aynı akışın içinde sessizce kayıp gidebilir.

İdris BOZKURT

Sosyolog

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?