BIST 100
13.779,39 -0,14%
DOLAR
47,6998 0,13%
EURO
55,1581 0,39%
GRAM ALTIN
6.660,55 2,59%
FAİZ
41,30 -0,55%
GÜMÜŞ GRAM
97,57 3,57%
BITCOIN
65.193,00 0,24%
GBP/TRY
64,4044 0,34%
EUR/USD
1,1559 0,30%
BRENT
83,55 1,29%
ÇEYREK ALTIN
10.889,99 2,59%
Siirt Parçalı Az Bulutlu
Siirt hava durumu
35 °
Reklam

Empatinin Kurumsal Erozyonu

Modern toplumun en büyük kayıplarından biri ekonomik değildir.

Reklam
ea9ecc27-f3ec-4ad0-a7dd-925f60b5bbb8-295x443-1
Reklam

Enflasyon değildir.

İşsizlik değildir.

Yoksulluk da değildir.

Bütün bunlardan daha derinde, çoğu zaman fark edilmeyen başka bir kayıp yaşanmaktadır.

Empati yavaş yavaş hayatımızdan çekilmektedir.

Bu çekiliş ani değildir.

Kimse bir sabah uyandığında merhametini kaybetmez.

Hiç kimse bir gecede vicdansız olmaz.

Empati, insanın içinden sessizce eksilir.

Tıpkı kıyıyı yıllar boyunca fark ettirmeden aşındıran deniz gibi…

Bir gün geriye dönüp baktığımızda, eskiden bizi derinden etkileyen birçok olayın artık yalnızca birkaç saniyelik bir haberden ibaret kaldığını görürüz.

Bir deprem haberi…

Bir çocuğun açlığı…

Bir yaşlının yalnız ölümü…

Bir işçinin iş kazasında yaşamını yitirmesi…

Bir annenin sessiz gözyaşları…

Eskiden bunlar insanın yüreğini sızlatırdı.

Bugün ise çoğu zaman haber bültenleri arasında hızla geçilen görüntülere dönüşüyor.

Neden?

Çünkü modern insan yalnızca bilgi bombardımanı altında değildir.

Duygu bombardımanı altındadır.

Her gün yüzlerce acıya tanıklık eden bir zihin, kendisini koruyabilmek için hissetme kapasitesini azaltmaya başlar.

Bu bir tercih değildir.

Bir savunma mekanizmasıdır.

Ancak uzun vadede bu savunma, insanın en değerli yönünü aşındırır.

Empati yalnızca bireysel bir duygu değildir.

Toplumları ayakta tutan görünmez harçtır.

Bir komşunun diğer komşuya yardım etmesini sağlayan şey empatiydi.

Bir öğretmenin öğrencisini yalnızca notlarından ibaret görmemesi empatiydi.

Bir hâkimin karar verirken dosyanın arkasındaki insanı unutmaması empatiydi.

Bir doktorun hastasının korkusunu anlayabilmesi empatiydi.

Bir belediye çalışanının yaşlı bir vatandaşın telaşını sabırla dinleyebilmesi empatiydi.

Empati, hukukun yerine geçmez.

Kuralların da yerine geçmez.

Ama kuralların insan onurunu koruyacak şekilde uygulanmasını sağlar.

Kural adalet sağlayabilir.

Empati ise adaletin insanî kalmasını sağlar.

Ne var ki modern kurumlar, giderek insanı değil süreci merkeze almaya başladı.

Her şey ölçülüyor.

Her şey kayıt altına alınıyor.

Her şey raporlanıyor.

Ama raporlarda çoğu zaman görünmeyen bir şey var:

İnsan.

Bir hastanede bekleme süresi ölçülüyor.

Ama bekleyen annenin kaygısı ölçülmüyor.

Bir okulda sınav başarısı hesaplanıyor.

Ama başarısız öğrencinin kırılan özgüveni hesaplanmıyor.

Bir belediyede çözülen başvuru sayısı raporlanıyor.

Ama kapıdan umutla girip umutsuz çıkan vatandaşın duygusu hiçbir istatistiğe girmiyor.

Bir mahkemede dosya sayısı azalıyor.

Ama yıllarca süren belirsizliğin insanların hayatında açtığı yaralar hiçbir tabloya yansımıyor.

Modern kurumlar sayıları görüyor.

İnsan ise çoğu zaman sayılar arasında kayboluyor.

Düşünün…

Bir memurun masasının üzerinde iki yüz dosya var.

Her dosya aslında bir hayat.

Birinde emekli maaşını bekleyen yaşlı bir adam var.

Diğerinde engelli çocuğu için destek isteyen bir anne.

Bir başkasında yıllardır süren bir imar sorunu nedeniyle evini yapamayan bir aile.

Fakat gün sonunda bütün bu hayatlar tek bir kelimeye indirgeniyor:

“Evrak.”

Ne kadar ilginç…

İnsanların umutları klasörlere sığıyor.

Hayatlar dosya numaralarına dönüşüyor.

Ve bürokrasi bazen farkında olmadan insanın hikâyesini görünmez kılıyor.

Oysa her imzanın altında bir yaşam vardır.

Her dilekçenin arkasında bir gece uykusuz kalmış bir insan…

Her başvurunun içinde belki yılların birikmiş çaresizliği…

Kurumlar bunu unutmaya başladığında, yalnızca vatandaş değil, çalışan da yoksullaşır.

Çünkü her gün insan yerine evrak gören kişi, bir süre sonra kendisini de yalnızca sicil numarası olarak görmeye başlar.

Empatinin aşınması yalnızca kamu kurumlarında yaşanmıyor.

Özel sektörde de aynı süreç işliyor.

Çalışanlara isimleriyle değil, performanslarıyla hitap ediliyor.

Bir satış temsilcisi artık “Ayşe Hanım” değil,

“Aylık hedefinin yüzde seksenini gerçekleştiren personel.”

Bir mühendis,

“Proje teslim süresi.”

Bir akademisyen,

“Yayın sayısı.”

Bir doktor,

“Muayene kapasitesi.”

Bir öğretmen,

“Sınav başarısı.”

İnsan yavaş yavaş rakamlara bölünüyor.

Ve rakamlara bölünen insanın hikâyesi eksik kalıyor.

Çünkü insanı anlatan şey yalnızca yaptığı iş değildir.

Nasıl sevdiği…

Nasıl üzüldüğü…

Nasıl umut ettiği…

Nasıl affettiği…

Bunlar hiçbir performans tablosuna sığmaz.

Belki de bu yüzden çağımızın en büyük yalnızlığı kalabalıklar içinde yaşanıyor.

Herkes birbirine çok yakın.

Ama kimse birbirinin içine dokunamıyor.

Aynı ofiste yıllarca çalışan insanlar birbirlerinin çocuklarının adını bilmiyor.

Aynı apartmanda oturan komşular birbirlerinin hastalığından habersiz.

Aynı ailede yaşayan insanlar bile bazen günlerce gerçek bir sohbet etmiyor.

Çünkü konuşuyoruz.

Ama dinlemiyoruz.

Bakıyoruz.

Ama görmüyoruz.

Duyuyoruz.

Ama hissetmiyoruz.

Empati tam da bu sessizlikte kayboluyor.

Bütün bunların sonunda ortaya yeni bir insan tipi çıkıyor.

Kuralları bilen…

İşini iyi yapan…

Hata yapmayan…

Ama gözlerinin içindeki sıcaklığı kaybetmiş bir insan.

Modern toplum böyle insanları başarılı sayıyor.

Oysa insanlığın tarihi bize başka bir şey öğretiyor.

Büyük medeniyetleri ayakta tutan şey yalnızca güçlü ordular, gelişmiş ekonomiler ya da büyük teknolojiler değildi.

Onları ayakta tutan, insanların birbirinin acısını kendi acısı gibi hissedebilme yeteneğiydi.

Bir toplumda empati azaldığında ilk kaybolan şey güven olur.

Ardından dayanışma.

Sonra umut.

Ve en sonunda ortak vicdan.

İşte o gün insanlar aynı şehirde yaşamaya devam ederler.

Ama artık aynı topluma ait değildirler.

Belki de profesyonellerin en büyük sınavı burada başlıyor.

İşini iyi yapmak ile insan kalabilmek arasındaki ince çizgide yürümek…

Çünkü gerçek başarı yalnızca hızlı karar verebilmek değildir.

Bazen yavaşlayıp karşındaki insanın gözlerine bakabilmektir.

Gerçek profesyonellik yalnızca doğru işlemi yapmak değildir.

Doğru işlemi yaparken insan onurunu koruyabilmektir.

Ve belki de gerçek medeniyet, gökdelenlerin yüksekliğiyle değil…

Bir insanın başka bir insanın acısına ne kadar yaklaşabildiğiyle ölçülmelidir.

İdris BOZKURT

Sosyolog

 

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?