BIST 100
13.410,54 -0,35%
DOLAR
47,5254 0,03%
EURO
54,7263 -0,17%
GRAM ALTIN
6.167,90 -0,12%
FAİZ
41,74 -0,74%
GÜMÜŞ GRAM
88,48 0,56%
BITCOIN
63.818,00 0,62%
GBP/TRY
63,8416 -0,38%
EUR/USD
1,1509 -0,16%
BRENT
83,47 -5,07%
ÇEYREK ALTIN
10.084,52 -0,12%
Siirt Açık
Siirt hava durumu
29 °
Reklam

Ölü Doğmuş Yaşamlar

İnsan, yalnızca nefes alan bir varlık değildir. Nefes almak, yaşamın biyolojik şartıdır; yaşamak ise ruhun dünyayla kurduğu bağdır. Bu yüzden insanın ölümü, her zaman kalbin durduğu ana denk gelmez. Bazı ölümler, beden toprağa düşmeden çok önce gerçekleşir.

Reklam
ea9ecc27-f3ec-4ad0-a7dd-925f60b5bbb8-295x443-1
Reklam

Çağımızın en büyük paradoksu tam da burada başlar.

Tarih boyunca insan, açlıktan, savaştan ve yoksulluktan korktu. Bugün ise bambaşka bir kıtlığın içindeyiz. Mideler doyuyor, ruhlar aç kalıyor. Evler büyüyor, iç dünyalar daralıyor. İletişim araçları çoğalıyor, insanlar birbirini daha az duyuyor. Kalabalıklar artıyor, yalnızlık derinleşiyor.

Modern insan, her şeye sahip olmanın mutluluğu getireceğine inandırıldı. Daha büyük bir ev, daha yüksek bir maaş, daha yeni bir otomobil, daha prestijli bir unvan... Fakat sahip olunan her yeni şey, insanın içindeki boşluğu biraz daha görünür hâle getirdi. Çünkü eşya çoğaldıkça anlam çoğalmadı.

Bugün başarı, insanın kim olduğu üzerinden değil, neye sahip olduğu üzerinden tanımlanıyor. Meslekler karakterin önüne geçti. Kartvizitler kişiliğin yerini aldı. İnsanlar birbirlerinin gözlerine değil, özgeçmişlerine bakıyor. Oysa insanın değeri, kazandığıyla değil; kaybetmekten korkmadıklarıyla anlaşılır.

Belki de bu yüzden huzur, modern dünyanın en pahalı fakat satın alınamayan değeridir.

Huzur; bankada bekleyen rakamlarda değil, vicdanın sessizliğinde saklıdır. Çünkü vicdan, insanın kendisiyle yaptığı en dürüst konuşmadır. O sustuğunda, insan dışarıdan ne kadar başarılı görünürse görünsün, içten içe çözülmeye başlar.

Duygular artık hayatın merkezinden uzaklaştırıldı. Üzülmek zayıflık, merhamet duygusallık, yardım istemek yetersizlik, heyecan ise çocukluk olarak görülüyor. Oysa insanı insan yapan tam da bunlardır. Hayal kırıklığı, umut etmiş olmanın bedelidir. Özlemek, sevmenin zamana karşı direnişidir. Gözyaşı ise ruhun, kelimelerin anlatamadığını anlatma biçimidir.

Hiç kırılmamış bir insanın olgunluğundan söz edilemez. Çünkü karakter, konforun içinde değil; acının içinden geçerken şekillenir. İnsan çoğu zaman kazandıklarıyla değil, kaybettikleriyle derinleşir.

Modern hayat bize sürekli hızlanmayı öğretiyor. Daha hızlı çalışmayı, daha hızlı tüketmeyi, daha hızlı yaşamayı... Fakat hız, insanın en değerli yeteneğini elinden alıyor: Durabilmeyi.

Durup bir çocuğun kahkahasını dinleyebilmeyi...
Durup yaşlanan bir annenin gözlerindeki sessizliği okuyabilmeyi...
Durup bir dostun omzuna elini koyabilmeyi...

Çünkü anlam, koşarken değil; durabildiğimiz anlarda görünür olur.

Belki de çağımızın en büyük trajedisi, insanların ölmesi değildir. Asıl trajedi, yaşamın anlamını yitirmesidir. Bedenler hayattadır; fakat ruhlar uzun zamandır kendilerini terk etmiştir. İnsanlar görevlerini yerine getiriyor, faturalarını ödüyor, toplantılara katılıyor, terfi ediyor, emekli oluyor... Fakat bütün bunların arasında kendilerine hiç rastlamıyorlar.

Bir gün herkes ölecek.

Fakat herkes yaşamış olmayacak.

İşte bütün mesele budur.

İnsan, kalbi durduğu gün ölmez.

İnsan; hayret etmeyi bıraktığında, merhameti susturduğunda, adalete sırt çevirdiğinde, bir başkasının acısını kendi acısı gibi hissedemediğinde yavaş yavaş kendi içinden çekilir.

Ve geriye yalnızca yürüyen bir beden kalır.

Belki de bu yüzden çağımızın en doğru tanımı şudur:

Ölü doğmuş yaşamlar.

Çünkü bazı insanlar toprağa gömüldükleri gün ölür.

Bazıları ise çok daha önce...

Kendi sessizliklerine gömüldüklerinde.

İdris BOZKURT
Sosyolog

 

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?