

Daha önceleri de bu konuya değindiğim yazılarımda belirttiğim gibi; özelleştirilen tesislerin devletimiz sırtında kambur hale gelmeleri nedeni, 10 kişinin çalıştırılması gereken bir tesiste 100 veya daha fazla kişinin istihdam edilmesiydi ve buna sebebiyet verenler, yeni tesisler açmak yerine işsizliği mevcut tesislerde gideren siyasilerimiz olmuştur maalesef… Yani, yok pahasına elden çıkarılan ve ilk açıldıklarında istihdam sağlayarak ekonomiye kazandıran tesisler, siyasilerin arpalıklarına dönüştürülmüştü başka bir ifade ile…
Şimdi de TCDD’nin de Cumhuriyet tarihinde ilk kez olarak yolcu taşımacılığı hizmetini özel sektöre devretmeyi planladığı haberlerini okuyunca böylesine önemli bir hizmetin özel sektöre devredilmesinin birçok olumsuzluklara yol açabileceğini düşündüm ve toplu taşımacılığın en önemli aracı olan demir yollarına gereken önemin verilmediği gerçeğini anımsadığımdan, doruğa ulaştı üzüntüm…
Hazine ve Maliye Bakanlığının 2018 yılına ilişkin Kamu İşletmeleri Raporuna göre; TCDD’nin zararı 2 milyar 558 milyon TL’ye ulaşmış ve anlaşılan o ki yolcu hizmetini özel sektöre devretmenin nedeni, kurumun sık sık zarar ediyor olması…
Demir yollarının büyük önem taşıyor olması nedeniyle yabancı şirketlerin uhdesinde bulunan demir yolları satın alınarak millileştirildikten sonra yeni hatlar döşenmişti ve bu azimli çalışma, 10’uncu Yıl Marşımızın 1. Kıtasının son mısrasında “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” ifadesiyle övülmüştü gururla… Ne var ki, daha sonra nakliye açısından da ekonomik kazanımı hayli yüksek olan demir yollarını yaygınlaştırmaya gereken önem verilmedi ve son yıllarda bazı yörelerimizde hızlı trenler devreye sokulduysa da asıl hedefi gerçekleştirme gayreti içine girilmedi maalesef…
Hizmete sunuldukları ilk yıllarda istihdam sağlayan ve ekonomiye kazandıran tesislerin daha sonra siyasi arpalıklara dönüştürüldükleri için yüce devletimizin sırtında kambura dönüştükleri gerçeğini dikkate aldığımda, Devlet Demir Yolları Kurumumuzu da sürekli zarara sokan nedenlerin masaya yatırılarak gerekli önlemin alınmadığına hükmediyorum ister istemez…
Devlet Demir Yolları madem ki zarar ediyordu, ne diye büyük masraflar harcayarak hızlı trenler devreye sokuldu yurdumuzun bazı yörelerinde… Çok daha iyi olmayacak mıydı hızlı trenler için harcanan parayı demir yolunu en ücra köşeler ulaştırma hedefinde kullanmak… 60 yıldan beri Kurtalan ilçemize getirilmiş olan Demir yolunun halen ilimiz merkezine ve burudan da gerekli noktalara ulaştırılmamış olması, demir yolu politikasına önem verilmediği gerçeğini belgelemektedir ve bu kurumun özelleştirilmesi planlandığına göre, yurdumuzun bazı yörelerindeki hızlı tren hizmeti anlamsızlaşmaktadır elbet… Yazık!..
İdlib’te Düşündüren Durum
Suriye için siyasi çözüm üretme beklentisinde, arzulanan bir noktaya gelinmiş değil ve komşu ülkede çatışmalar halen devem etmektedir. Ülkemiz, Rusya ve İran ile sağladığı belirtilen ittifakla garantör devletlerden biri olarak samimi şekilde arayışlarını sürdürürken, kendileriyle birlikte hareket ettiğimiz Rusya ve İran’ın aynı samimiyetle hareket etmedikleri gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Suriye’de yaşanan olaylardan en çok zarar gören ülkemiz olmuştur ve sayıları yaklaşık 4 milyon diye ifade edilen Suriye’li sığınmacılar için günümüze dek 40 milyar dolar harcandığının ilgililerimizce dile getirilmesi, en çok zarar gören ülke olduğumuz gerçeğini çok net şekilde gün ışığına kavuşturmaktadır.
Esad yönetiminin bir an önce devrilmesi için ABD ile yaptığımız iş birliği, Rusya’nın müdahalesi sonucu arzulananı vermedi ve devam eden gelişmelerde yıllardır “Müttefik” diye ifade edilen ABD’nin olumsuzluklarına hedef olurken, Rusya ile yakınlaşmamızda bir mesafe alındı, ancak; Suriye konusuna siyasi çözüm üretmek için kendisiyle birlikte hareket ettiğimiz Rusya, İdlib’te ateşkesi sağlayacak kararlı bir tutum sergilemedi ve hava desteğiyle Esad rejiminin İdlib’teki saldırılarına destek verdi. İdlib’ten kaçmak isteyenlerin yine Türkiye kapısına dayanacakları muhakkaktır. 4 milyon Suriye’li barındıran ülkemizin yeni sığınmacılara sahip çıkması imkansızdır ve bu durumu Rus lider Putin’in bilmemesi söz konusu değildir. İran da İdlib’te Esad’ın güçlerine destek veriyor ve bu gerçek, dış ilişkiler açısından oldukça düşündürücü bir durumdur.
Birçok hemşerim İdlib’te yaşananların değerlendirmesini yaparken; “Yılların müttefiki diye ifade edilen ABD yanı sıra Suriye konusuna siyasi çözüm üretmek için bir araya gelinen Rusya ve İran’ın sergiledikleri tutuma bakıldığında, büyük üzüntü duymamak mümkün değildir. İdlib’te ateşkesi sağlamaya yönelik olarak ciddi şekilde ağırlığını ortaya koymayan Rusya ile olan ilişkilerimizi tırmandırırken, sayısız olumsuzluklar sergileyen ABD’den de bir türlü kopamıyoruz…” diye görüş belirtiyorlar ve hemşerilerimin bu tespitlerine hak veriyorum.
Sadece kendi çıkarlarını düşünün ülkelerle olan ilişkilerimiz konusunda çok dikkatli olmamız gerektiğini söyleyerek halkımızın duygularına da tercüman oluyorum.
Yusuf Salih Arıtürk
